Aylaklığa Övgü

Kutsal kitabımın “Aylaklığa Övgü” peygamberimin “Oblomov” olduğuna inanan arkadaşlarım bir şeyden daha emin: Okur tembelliğimin tadını yeterince çıkarabilmem için yazmayı tamamen bırakmamın şart oluşu. Zaten bir şeye de benzemiyorlarmış, bu hevâ vü hevesten an karîbi’z-zemân vazgeçmeli, sair kıraatlerimi kenara itmeli, onların yazdıklarını okumalıymışım. Vakit nakitmiş, nakde ihtiyacım olduğunda behemehal ilgineceklermiş, endişeye mahal yokmuş.
Anlaşıldı. Dakika fevt eylemeden tahriri hitama erdiriyorum.
Finito!
Efendim latîfeden muradım Ahmet Ozcan’ın okumamı istediği editör yazısına girizgâh idi.
Dostumun lutf u keremiyle tesahüb eylediğim “Halil İnalcık Armağanı”nın cild-i sâlisinden ziyadesiyle müstefid oldum.
Tamam uzatma!
İnalcık’ın şanına layık yazılara baktım. Her birinde dikkat çekici bir başlık gördüm. Bu ara bağcılığa takmıştım mesela, sökülüp atılan, yerlerine bina dikilen bağlarımıza; Antep kompleksini yenemeyip kendine mahsus üzümünü yok eden, sanayileşmeyi kapris haline getiren Maraşlı hemşerilerime, Hasan Dede’yi dedesiz ve bağsız bırakan, makina-kimya diye tutturan Kırıkkalelilere… Sadık Müfit Bilge’nin yazısı halet-i ruhiyeme iyi geldi.
“Kalenin dibinde taş ben olaydım” türküsünü pek severim. Devlet Arşivleri’nin yakın zamanda neşrettiği “Arşiv Belgelerine Göre Osmanlı Kaleleri” adlı eseri görünce sevinmiştim. Sevgili Uğur Altuğ’un mevzua orijinal katkısını okuyunca sevincim ziyadeleşti. Nazmi Sevgen’in eseri yıllarca el kitabımızdı, bu vesileyle onu da hayırla yad ettim.
Oradan Merthan Dundar’a atladım (ne ayıp!). O da türkülerden bahsetmiş napayım. Bizimkilerin ‘türkü, ağıt ve şiirlerinde Japonya’ya takılmış, olacağı bu. Özlemiştim, ama görmüş gibi olmadım, bilsin.
Bu ara takıldığım bir başka kişi de Cemil Meriç. İbrahim Şirin’in, “Meriç okurunu üç grup olarak tasnif” edişi üzerinde düşünüyorum.
Diğerlerine de sonra bakarım artık.
Başta söyleyeceğimi bilhassa sona bıraktım. Editörü tebrik ederim. Nazlı ulemayı yazmaya ikna ve takip etmek, sonunda herbirinden vaad ettikleri yazıyı alabilmek meşakkatli iştir. Netice itibariyle kiminin Cambridge’de kiminin Yale’de kürsüsü var, diğerleri de Ivy Leauge’in ünlü hocaları.
Aşağıda editör yazısını nasıl okuduğumun resmini görüyorsunuz. Son zamanlarda yaptığını tekrarlamış: ‘Şunu yazıp vereyim de başımdan savayım, daha yazılmayı bekleyen 57 yazı var abi ya!’
Seviyorum Ahmet’i.

      

Paylaş:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir