Dün bilgisi

Onların kuşağından olsam ben okur muydum? Tarihin bittiği yerde(n) tarih anlatılabilir mi?

“HEYHAT!

Sana bir Kopenhag Kedisi gönderemiyorum çünkü Kopenhag’da hiç kedi yok.”

Joyce, Kopenhag’ın Kedileri, hepkitap, 2016)

‘Dün bilgisinin bugünün basiretine dönüşerek yarının mahvolmasını önleyecek şey’ olduğu kim tarafından söylenmiş? Tarih’in, bunu tespit etmek gibi bir görevi yok. Tarih’in görevleri kendinden menkuldür zaten. Faydası olduğuna dair de, ben bu yazıyı yazana kadar, sadece bazı rivayetler bulunabilmiştir.
Usulü erkânı vardır tarihin. Eskiler “Maziyi hâl ile izah eylemek, hâli mâzi ile” diyor buna. Retrospektif ve genetik yöntemler diye anlatıyor şimdiki tarihçiler. Lakin şimdi tarihsizlik/talihsizlik iliklere işlemiş. Bu zamanın rengi tarihdışı. Renksiz bir virüs iliği imha etmiş. Artık talihsizliğimiz de tarihsiz.

O HALDE EDEBİYAT

Bir süreklilik duygusunu fark edeceğimiz, bu olup bitenin bir tarihi var galiba diyebileceğimiz tek alan kaldı -edebiyat. Romanlar ve anılar. Shelley, Frankenstein’ı 19-20 yaşında yazmıştı. Olağanüstüydü. (Yiğit Yavuz çevirisi de harika bu arada.) Ama şimdi Teo Obrecht’in Kaplanın Karısı’nı 22 yaşında yazmış olması her şeyiyle olağan. Savaşın, insanın yarattığı (içindeki) Frankenştayn’ın kavgası olduğunu Shelley okuyarak değil, çocukluğuna dönüp Kipling’i hatırlayarak anlamıştı Obrecht. O bir orman çocuğuydu. Valeria Luiselli 83 doğumlu -80’lilere bilhassa dikkat! Kalabalıkta Yüzler yanınızdan hızla geçip giden -bana nedense hep Kaybolan’ı, Hans Ulrich Treichel’i hatırlatan- tren insanlarını anlatır. Hızlı trenimsi insanlarını demeliydim.

ORMAN

Hem huzur hem kaos. Cangıl ve cıngar. Mümkün başka dünya ve Küresel kent (köy değil): Berlin Aleksander Meydanı (hem Döblin hem Fassbinder). Spesifik tarih incelemelerinin tıkandığı yer.
Osmanlı devletini hürremlerle oğlancılar mı yönetiyor yoksa evliya ile heroes mi? Bu bir orman masalı sorusu değil; ormana giremeye cesareti olmayanın sorularından. Tarih’in sormaya değer görmeyeceklerinden. Lisans/lisansüstü tarih talebelerime Halil İnalcık’ın on temel makalesini okutamama sebebim de bu aslında.

YESYENİ KUŞAKLAR

Onların kuşağından olsam ben okur muydum? Tarihin bittiği yerde(n) tarih anlatılabilir mi? Berger, “Günümüzde bir topluluk genelde bir yalnızlıklar toplamıdır. Bu yüzden de kolayca kendini kaybediyor” dedikten sonra sebebini bilen bilgelikle eklemiş: “Tarihin, geçmişle geleceği birbirine bağladığı hissi tamamen ortadan kalkmasa da marjinalleşiyor. Bu yüzden de insanlar Tarihsel bir yalnızlık hissinden mustarip.” (Hoşbeş, Metis, 2016, 90-1;94-5.) Istırap çeken insanı, onun eylemini/eylemsizliğini anlatacak bir dil kuramayan hiçbir insan/toplum biliminin geleceği olamaz.

Tarihçi artık, Sales’nin Tarihçiler için yazdığı önsözde dediğini yapabilir: “(…) bir bireyin bir döneme dahil oluş biçimine, sorularına, beklentilerine, verdiği cevaplara (…) benzeşimler kurma isteğine tanıklık etme” yoluna girmesi. (İletişim, 2016, 9-10.) Tarihçiden beklentimiz bu olabilir.

NASIL?

Dahil olmakla. Beni mi anlatıyor kendini mi? Bilememeliyim. Hoşbeş etmeliyiz. “Gizli bir yetimler ittifakı öneririm. Birbirimize göz kırparız. Hiyerarşiyi reddederiz. Her türlü hiyerarşiyi. Dünyanın pisliğini olduğu gibi kabullenir, buna rağmen nasıl hayatta kaldığımıza dair hikayeleri paylaşırız.” (Metis, Berger, Hoşbeş, 27.)

Paylaş:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir