Hayret Notları

Hasan Aksakal’ın Yahya Kemal okuduğuna dair emare göremedim; Türk Muhafazakârlığı. Terennüm, Tereddüt, Tahakküm, Alfa, 2017: “Başka Bir Tepeden Bakınca: Yahya Kemal’in Muhafazakâr Dünyadaki İtibarı Üzerine”, s.107-24. Şiirden de hiç hoşlanmadığı anlaşılıyor.

Bunları Melike’ye anlatmak isterdim, yazmak değil. O şimdi sınavlara hazırlanıyor. Başını kitaplara gömmeden önce sezgilerinin onu hiç hayal kırıklığına uğratmadığını söylemişti. Ben yanılırım sezgilerimde; inanmaya eğilimliyim.

En iyisi yazayım.

Hasan Aksakal’ın Yahya Kemal okuduğuna dair emare göremedim; Türk Muhafazakârlığı. Terennüm, Tereddüt, Tahakküm, Alfa, 2017: “Başka Bir Tepeden Bakınca: Yahya Kemal’in Muhafazakâr Dünyadaki İtibarı Üzerine”, s.107-24. Şiirden de hiç hoşlanmadığı anlaşılıyor. Şair hakkında uzun uzun yazmış. Ben o kadar yazamam. Okumuş anlamış olma ihtimali de var tabii, az da olsa. O takdirde bir okur olarak peşin redle okumuş anlamış olmalı. Kabul edip etmeme mücadelesi ise zor geçmiş görünüyor. Red etmiş.

Tahir ABACI, Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’da Müzik, İkaros, 2013

Kabulü engelleyen çoğu durumda “yazarın kişiliği” veya ideolojisi. Bu çok yaygın.

Kabul edip eleştirisini esirgemeyenler de var elbette. Tahir Abacı mesela, “anti-emperyalist perspektif eksikliği” görüyor şairde ve onunla “aynı dünya görüşünü paylaşmıyoruz” diyor. Şunu eklemeyi de ihmal etmiyor ama: “Yahya Kemal konusundaki önyargıları yıkılan tek kişi, kuşkusuz ben değilim. Ahmet Oktay, Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı adlı kitabında, zaman içinde Yahya Kemal’e yaklaşımlarını değiştirmiş şair ve yazarlardan örnekler veriyor.” Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’da Müzik, İkaros, 2013.

Kanona hücum

Türk edebi kanonu denince ilk akla gelen isimler üzerine yazanların pek çoğunda onları kıskandıkları belli olan ama bunu saklamaya çalışırken sirkatin söyleyen sarkastik bir dil var. Aksakal’daki de öylesi.

Sanatçılar niye kıskanılır? Eserlerinden zevk almak varken? Zevk mi alamıyorlar?

Mahmut TEMİZYÜREK, Simge Kültür Edebiyat Yayınları, 2004

Hiçbir şeyden mi? Yalnızca kızdıklarının eserlerinden mi? Geriye onların adının kalacağını, her nesilde yeniden okunacağını ve yorumlanacağını ama kendilerinin unutulup gideceğini bilmekten mi? Eleştirinin ne demek olduğunu mu öğrenememişler?

Mahmut Temizyürek’le dertleşirken sordum bu soruları. Geçen gün, göçebe buluşması’nda. Onu dinlerken ‘solcular daha göçebe’ diye geçti aklımdan. Ne çok yanlış yapıyorlar. Fena yerleştiler kapitalizme. Çekilir mi o imzalar! Ömer Faruk çekmezdi. Haysiyetli adam. Melih Cevdet de. Raziye haydi haydi. Her birini Yarabıçak’la (İthaki, 2014) tanıdım, sevdim.

Aksakal’ın kitabını okurken sayfa kenarlarına hayret notları yazdım dedim Temizyürek’e, sonra tekrar odaklandım anlattıklarına. Son zamanlarda çıktı bu alışkanlık. Doktoralı, postdoc’lu kişilerin önyargılarına hayret ediyorum. “Güzel, hoşuma gitti, ‘Hayret Notları’ adıyla bir dizi yazı yazabilirsin” dedi. Nasıl da rahatladım. Şairle sohbet canıma minnet.

Aksakal siyaset bilimi doktoru, Amerika’da post-doc yapmış. Kanonun adamları üzerine (kadın yok) oradayken yazmaya başlamış. İkonaklast olmaya da yine orada karar vermiş olmalı. North Carolina bu işe uygun yer. İkinci sınıf nalburdan üçüncü sınıf çekiç almış. İlk darbede ikiye ayrılanlardan, üçe bile değil. Dökme demir güya ama hep döküm, demir eser miktar. Yenisini almış, aynı yerden. Cemil Meriç’e daha hafif vurmuş. Necip Fazıl’a daha da hafif, kıyamamış. Cesaret almış, Yahya Kemal’e bir daha girişmiş. Nafile. Tamam benzetme ucuz oldu. İyi de oldu. Yazıların zayıflığına göre “Eve Dönen Adam” fazla sağlam. Zayıf, çünkü nereden bakacağını bilemiyor.

İçki ve kadın

İçkiye çok kızgın, orasını anladık. Yahya Kemal’in bir itibarı var sanıyor ve buna hiç tahammül edemiyor, orasını da anladık. Ama iktidara niçin kızmıyor orasını anlamadık. 2008’de, Yahya Kemal’in ölümünün 50. Yılı kutlamalarını İslamcı iktidar himaye etti, destekledi. Kültür Bakanlığı kalıcı bir prestij eser neşretti: Yahya Kemal Beyatlı, 2008. Beşir Ayvazoğlu şair üzerine inanılmaz neşriyat yaptı. Onun sayesinde artık elimizde Yahya Kemal. Eve Dönen Adam. Ansiklopedik Biyografi (2008) gibi son derece ciddi bir rehber de var. İslamcı gelenek ise, bütün klikleriyle, Yahya Kemal’i tanımıyor ve sevmiyordu. Bir iktidar ve o iktidarda lazım olabileceği de gelmemişti akıllarına. Kemalistler Hattuşa’da gezerken İslamcılar Tahran’da dolaşıyordu. Osmanlı İstanbul’u iki tarafa da çok uzaktı. Sol zaten evrenseldi, geç fark etti bu işin anlamını; Abacı’nın dediği o işte. 2008’e doğru İslamcıları bu sevimsiz işe görev bilinci ve yayın puanı mecbur etti. Bir örnekle yetineyim. Hece dergisinin 576 sayfalık Yahya Kemal “Özel Sayı”sına şöyle bir bakmak yeterli –gerçi ben yetinmeyip oraya da epey hayret notu yazmıştım. Oradaki yazıları kaleme alanların hayatlarında ilk defa Yahya Kemal okumaya teşebbüs ettikleri, anlamayınca bırakıp hakkında yazılanları karıştırdıkları, onlardan da bir şey anlamayınca oturup anlamadıklarını yazdıkları belliydi. Neyse bugün artık o yüklerden de kurtuldu iktidar. Solcu okur yazarların dilinden düşmeyen “kanon” lafından da hazzetmiyorlardı zaten. Aslına döndü iktidar, Nuri Pakdil’le Kadir Mısıroğlu’na.

Aksakal o günlere kızgınlığı geçmeyenlerden biri gibi yazıyor. ‘Bu adamları andığınız için affetmeyeceğim sizi’ der gibi. “Şahsiyetini ortaya koyup azametini ispat ettiği [ne demekse?] bir örnek” bulamamış Yahya Kemal’de. Tabii ne kadar aradığı, niye aradığı belli değil bu arada. “Rindlerin Akşamı” şiirinde, “Gönül eri, sarhoş anlamlarına gelen ‘rint’lere verdiği önemi en açıkça şekilde” görüyormuşuz. Zaten adamın “dünyevi Müslümanlığa temayülü var”mış. “İçkiye düşkün(müş) üstelik.” “İşret merakı”yla “ahbaplarını zorla içkiye alıştır(mış).” “Büyü Şiir’ usul usul uyuşturucu kok(maktaymış).” “Çapkınlık”, “batakhane”, “kadın merakı” gırlaymış. “Sadece Paris’in değil, Varşova’nın da bütün pavyonlarını, batakhanelerini iyi bildiği hâlâ söylenir(miş).” Şiirlerinin konusu “erotik gerilim ve içki” ile “aşk şarabı içtiği saklı bahçeler…”miş. “Toplamı bir avuç tut(maktaymış) şiirlerinin ama “etkisi çok”muş. “Osmanlı geçmişine en güçlü referansları [o da] belki de Itrî üzerine yazdığı gürültülü [?]” şiirde imiş. Bunu Abdülhak Hâmid ve İsmail Hâmi’nin dediğini biliyorum: Müzik onların kulağına ‘düzene sokulmuş gürültü’ olarak gelirmiş, öyle tarif ederlermiş. Aksakal’a da Itrî öyle geliyor demek ki.

“Yahya Kemal’den sofu bir Müslüman çıkarmaya çalışan, onu evliyalaştırma derdiyle dertlenen bir çöp edebiyat” varmış. Onlara da çok kızıyor. Kim olduklarını bilmiyoruz; çünkü duymadık, çünkü yok. “Herkesçe bilinen ve sevimsiz ayrıntıları olan” Celile Hanım’la “aşk ilişkisi”nin, üstelik “Mina Urgan tarafından çarpıcı bir dille anlatıl(masına)” rağmen “neredeyse hiç eleştiri konusu yapılma(masına)” da öfkeli. “Edindiği şöhretle birlikte megalomanlaşmış” bir adamı nasıl oluyor da affedebiliyorlar! Eleştirilmiş de aslında ama yetersizmiş. Necip Fazıl mesela, diğer eleştirmenlere göre “cesur, hatta saldırgan ve daha da ilginç”miş (?). Çünkü onun hakkında “yüzeyselliğin şairi” demiş. Yazısını bağlarken “Yazı(sı)nın başlarında” söylediğini tekrarlama gereği duyuyor: Yahya Kemal ve onun hakkındaki “çöp edebiyatı” diye “nitelediği külliyatı doğuracak gelişmelerden Tanpınar da hoşnutsuz[?]”muş.

Sıra geldi Yahya Kemal’in “lümpen” severlerine 

Yahya KEMAL, Kendi Gök Kubbemiz

Yazarı rahatsız eden bir başka şey de Yahya Kemal’in eserlerinin Yahya Kemal Enstitüsü tarafından basılıyor olması. Onlarda “baskılarının kapağına
bakılmasıyla bile [bile?] hak verilecek bir lümpenlik” görüyor. Hele Kendi Gök Kubbemiz! “Yeşilçam’ın ucuz romantik milliyetçilik yapan filmlerinden birinden çıkmışçasına (…) ayetlerle süslü bir turkuaz miğfer(…)”! Çok kızgın çok. “Askerlik yapmamış Yahya Kemal’in naif melankolik romantizmini [zincirleme tamlama ihtiyacı!] en iyi anlatacak şey buymuş gibi…” Ve sonunda pek kederli. “Gerçek’ Yahya Kemal’den çok, kitapta var edilen ‘hayali’ Yahya Kemal’le yaşamaya devam etmemiz mukadder görünmektedir.” Oof of!

Kantarın topuzunu “lümpen”likte kaçırıyor Aksakal. Dal sarkmadan kantar tartmıyor. Ne Özkarcı’nın soldan eleştiri diline yaklaşabiliyor ne Arslanbenzer’in ölçüsüzlüğüne. Yazar için temennim Ali Özgür Özkarcı’nın Necip Fazıl eleştirisinden ilham alması: “Muhafazakâr-Devletçi Aydının Soyağacı”, Duvar, 19, Mart-Nisan 2015, s.26-28. Bir de önüne Hakan Arslanbenzer’in Yahya Kemal’in defterini dürme niyetiyle yazdığı ama sonuçta yüzüne gözüne bulaştırdığı yazıyı koyabilir: “Türk Şiiri Sahiden Yahya Kemal Üzerinden mi Modernleşti?”, Kılavuz, 52, Aralık 2014. Yahya Kemal şiiri

Alphan AKGÜL, Anlamın Sesi. Yahya Kemal Beyatlı’nın Şiir Estetiği, Dergah, 2014.

üzerine ise Alphan Akgül’e bakmalı: Anlamın Sesi. Yahya Kemal Beyatlı’nın Şiir Estetiği, Dergah, 2014. Aksakal, eleştirim bilimsel de olsun demiş ama en uzak da oraya düşmüş. O mevzuda temennide bulunamam, post-doc yapmadım.

Aksakal’ın Cemil Meriç, Necip Fazıl ve diğerleri üzerine yazdıklarını da okudum (anlamsız şeyler de yaparım). O sayfalara da hayret notları yazdım. Fakat onlardan bahsetmeyeceğim

Melike yay gibi gerildi oturduğu yerde, bir eli Kafka’ya gitti diğeri Cioran’a, masanın iki ucundalar. Ortaya döndü tekrar. Dil ve anlatım soru bankasının bankosundan kaldırdı başını, baktı. Arslan’a benziyor, saçları yele gibi. “Ben İstanbul’a gideceğim,” dedi, “gerçi orası da dar gelir ya…” Haklısın. Baksana Aksakal da tahsilini, doktorasını İstanbul’da yapmış.

Gazete Duvar

Paylaş:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir