Hep çıplak!

Ve sen, Pelin Erdoğan, bırakma hikâyeyi! Kadrini seng-i musallada bilmesinler, burada bilsinler kıymetini. Lütfen.

“Bırak hikâyeyi şimdi!” dedi.
Peki o zaman ben sana bir masal anlatayım.
“İstemiyorum, anlatacaksan hikâye olsun. Ama gerçeğe yakın olanından değil, gerçek! Acıtsın, paramparça etsin.”
Tamam o zaman sana adaşının hikâyelerinden anlatayım. Pelin Erdoğan, Çok mu Çıplak?, Ağaçkakan, 2017. Yeni çıktı, taze.

“Acılar hep tazedir. Çok mu çıplak gerçekten?”
Çırılçıplak! Nereden olsun, sen onu söyle? İstanbul muhitleri, Kilis, Bozcaada, Paris, İzmir, Adana, Tekirdağ, Prag, Batman, Fethiye, İskenderun, Ihlara, Van, Urfa, Diyarbakır?
“Paris olsun, görmedim orayı. Gitmek ve dönmemek istiyorum.”
Ok.
“Aşk Kapanı”
Kapana sıkışanların hikâyesi. Elleriyle gözleri yer değiştiren adamlar, elleri yerinde, gözleriyle yer değiştirmeyen adamlara dönüşürler ya, işte onlardan birinin eline düşünce çekilen acı. Ve Paris’e kaçış.
“Bir aşktan kaçmak mümkün mü?”
Pelin de onu soruyor.
“Pelin benim!”
Bi susar mısın!
“…”
Anlatmayacağım. Hissettiğimi söyleyeyim: Taş kalpli derler ya, itiraz ederim. Pelin Erdoğan’ın yerli yersiz “İnşallah” diyenlere itirazı gibi. “Aslında ben de kullanırım ama yerinde kullanırım, inanarak kullanırım, ezberlemem umutlarımı, gönülden isterim.” Ben de, taşın kalbi olduğuna inanırım. Martıların hayli hayli vardır kalbi. Simit istemeleri ondan, bilhassa elimizden kapmaları ondan. Her taşın bana baktığına inanırım; dediğine kulak kesilmem gerekmediğine, kulağı kesik de olsam bana seslendiğine.

Az pislik olmasak da durduğumuz bir yer olup olmadığıdır kimliğimiz. Bipolar, borderline vs. teşhislerine şüphe rezervim olsa da belirtilerini müşahede ettiğim insanlar tanıdım. Ama başka bazıları var ki düpedüz kötü! İmha edilmelerini düşünenlere hep hak verdim. Pelin Erdoğan’ın çoğu hikâye/denemesi onları anlatıyor. İlk büyükannemden duymuştum: “Allah iyilerle karşılaştırsın.” Tasavvuf lisanında “Hayra karşı” denir, “hayırlara çıkarsın”. Çok mu Çıplak’ta ne yapsak ne etsek başa gelmesine mani olunamayan hallerin, edebiyatta daha çıplağını tasavvur edemediğim vak’alarını okudum. İyi ettim.
“Çok mu parçalandın?”
“Darmadağın oldum. Darmadağın olmalıyız, başka türlü toplanamayız, toplayamayız.”

“Sıra geldi bana, masalı ben anlatacağım! Dinle. Adı Pezzettino. İtalyanca parça demek, parçacık; partikül dersem daha çabuk anlarsın. Siz çok okumuşlar ancak böyle anlayabiliyorsunuz.”
“Pezzettino ufacık. Ben bir bütünün parçası olmalıyım diye düşünüyor. Yollara düşüyor, hangi bütünün parçası olduğunu bulmak için. Güçlü’ye rastlıyor önce. ‘Senin parçan mıyım ben’ diye soruyor. Hayır, diyor, bir parçam eksik olsaydı nasıl güçlü olabilirdim ki!

“Devam ediyor yoluna. Koşan’a tesadüf ediyor. Ona soruyor aynı soruyu. ‘Parçam eksik olsa böyle hızlı koşabilir miydim!’ deyince ondan da uzaklaşıyor. Sonra Uçan çıkıyor karşısına. Ay çok cahilsin diyor Uçan, eksik olsam uçabilir miydim! Sen git bu soruyu bilgeye sor. Tam kederlenecekken Bilge’yi görüp seviniyor. Fakat bilge de aynı şeyi söylüyor. ‘Bilgelik dediğin eksik parçayla olmaz kuzum. Var git Taşlı Ada’ya, sorunun cevabı oradadır. Ararsan bulursun.’ Bin bir meşakkatle Taşlı Ada’ya gidiyor Pezzettino, dev dalgalarla boğuşarak. Adanın tamamı, sahilden başlayarak uçları çok sivri taşlarla kaplı. Etrafı görebilmek için tepeye tırmanıyor. Ama oraya vardığında bitap düşüyor ve kendini kontrol edemeyerek gözden kayboluyor. Aşağı kadar yuvarlanıyor. Taşlar onu paramparça ediyor. Pezzettino o zaman anlıyor. Parçalarını topluyor, sakince, geldiği yere geri dönüyor. Güçlü’ye, Koşan’a ve Uçan’a büyük bir heyecanla artık bir bütün olmanın ne demek olduğunu çözdüğünü anlatıyor. Dün kızımdı bu masalı dinleyen. Sabrına hayranım, uykun kaçmış gibisin. Bakıyorum bu tam da sana anlatılması gereken bir masalmış.”

Ben dün Sacks’ın, son aylarını anlattığı, adını da Benim Periyodik Tablom koyduğu kitabını okudum. İhtiyarlıyorum. Genç olsam dayanamazdım. Biliyor musun, ihtiyar “hayr” kökünden gelir, evet’le hayır’ı tefrik edebilmek ve hayırlı olanı seçebilmek demektir. Gülme öyle.
Ve sen, Pelin Erdoğan, bırakma hikâyeyi! Kadrini seng-i musallada bilmesinler, burada bilsinler kıymetini. Lütfen.

Paylaş:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir