Uzak

Mostar köprüsü. Atlayıp gitti. Huriye! Köprü’yü uçurmalarının sebebi. Eminim.

Myra! Dedim Serap’a, ‘öyle sereserpe okunarak anlaşılmaz. Gore Vidal var elinde, toparla biraz kendini. Öyle şaşkın baktı, yine, bir deliye bakar gibi.
Kanepede. Sırtını kolçağa dayamış. Ama orası sonra belini çok ağrıtıyor insanın. Kitap, büktüğü iki dizinin arasında. İşaret parmağını zarifçe kaldırıp sayfayı çevirirken bir hışırtı geliyor. Duyduğum en güzel ses.

O öyle Ara Malikian konserine benzemez, önce bir Urfa’ya gitmek gerekir. Üç liraya aldım diye öyle muamele etmemelisin. Bir rahat bıraksan, diyor. Tamam da onu bir dönem romanı gibi okumasan, gerçeküstücü diyenlere aldırmasan, içine girsen. Kime diyorsun bunları? Herkese. Biraz da benimle ilgilenmeyi denesen, girdiğimi bir görebilsen? Ben bir müzisyenim, girilecek çıkılacak yerleri bana sorsan!

Yine mahcup etti beni.

Ertesi gün.

Malatya’ya gitmeye ve kös kös hikaye okumaya karar verdim. Yerden üç liraya aldığım Çağdaş Boşnak Edebiyatı Antolojisi’ni açtım. Derviş ve Ölüm gibi ünlüleri atladım. Yere eğildim. Kuğulu Park’ın bulvar tarafı, büfenin önü. Bermutad yerdeki kitaplara eğildim ve iki tane seçtim. Kaç lira? Hocam siz ne diyorsanız o lira. Biliyorsunuz sizi oğlumla tanıştırmak istiyorum. Bilkent bursluyu kazanacak gibi görünüyor, sizi bir dinlesin.

Yere eğilene herkes saygı gösteriyor. Ben de ona gösteriyorum. Eğiliyorum. Hep öyle kalsam.

HURİYE

Tim Parks ayrıntıyla anlatır ya, dünya edebiyatını çevirinin insafıyla tanıdığımızı. Adını ilk defa duydum. Niyazi Alispahiç:
“Tamburumda Huriye’nin sesi [ve…] tamburum Huriye’nin sesini verdikçe, hayat ölüm kadar güzel.”

Hayat hikâyenin adıyla son cümlesi arasında olup bitenler (mi?) desek? Olmaz. Bitmeyenler. Haniye’dir hayat. Onunla başlar ve biter. Onun ardından başlar bitmeyen. Karışıktır biraz, bizim dışımızda görünür, oysa dışımız değil dışkımız vardır dışarıda. Her şeyi oradan toplamaya kalkarız, bile bile. İçimizdedir; tamburun sesinde resmin selindedir… Oyun havasındadır. Biliriz. Sanırız. Emin olamamaya mahkumuz.

Evli bir kadındı Haniye ve onun bir kadına ihtiyacı vardı. Haniye bir insan, onun da erkeğe. Hep aynı erkeğe değil. Birbirlerini memnun edip gittiler. Bir dükkanda çalışmaya başladı. Sahibi ölünce adamın malı mülkü sarhoş üç mirasyedi oğluna kaldı. Huriye en küçükleri. Çok hoş bir kız. Ona da kadın ihtiyacıyla yanaştı. Huriye aşık oldu, biraz da o. Haniye’den geriye kalan bilinçdışı temizliğini daha yapamadan. Kim yapabilir ki!

Mostar köprüsü. Atlayıp gitti. Huriye! Köprü’yü uçurmalarının sebebi. Eminim.

Tambur sesi geliyor. Artık köslüğü bırakmalıyım.

Paylaş:

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir